Platon: Siyaset Felsefesi

iTunes / RSS

“Her ne kadar kanunların kral işi oldukları apaçıksa da en iyisi kuvveti kanunlara değil bilgili bir krala vermektir.”

  • Platon’un aslında bir siyaset filozofu olduğunu, ana sorununun siyasal olduğunu belirtmiştik. Hocası Sokrates’in dar anlamda siyasetle ilgilenmemesine, esas ilgisini ahlak ve mutlulukla ilgili konulara yöneltmesine karşılık, Platon’un bütün hayatı boyunca siyasette aktif rol almak istediğini ve geleceğin siyaset adamlarını yetiştirmek üzere Akademi’yi kurduğunu belirtmiştik.
  • Onun siyaset teorisinin temel eseri olan Poletia, kendisinden sonra gelecek devlet adamlarının ve ütopya/distopya yazarlarının temel kaynağı olacaktır.
  • O Devlet eseri haricinde yasa koyucu ile yasa arasındaki ilişkiyi ele aldığı Devlet Adamı ve yaşlılık döneminde edindiği tecrübelerle beraber politik düşüncesine yaptığı revizyonları içeren Yasalar isimli eserleri de yine benzer bir niteliktedir.
  • Platon’un siyaset konusuna yaklaşırken evren, site ve insan arasında kurulan bir benzerlik fikrinden hareket ettiğini söyleyebiliriz. Kozmos, yani düzenli bütün siteyi ve insanı için alan bir şeydir ki, sitenin ve insanın nasıl olması gerektiğine ana planı verir.

Okumaya devam et “Platon: Siyaset Felsefesi”

Platon: Doğa Öğretisi

iTunes / RSS

  • Platon’un Timaios diyaloğu onun kozmolojisini ve doğa bilimine ilişkin öğretisini içeren bir yapıttır. Bu eserle ilgili önemli bir nokta 6.yy’da Chalcidius tarafından Latinceye bir çevirisinin yapılmış olması ve onun 13.yy’da Aristoteles’in metafiziğine ve fiziğe, yani doğa bilimine ait kitapları keşfedilinceye kadar Batı Hristiyan dünyasının genel doğa şemasının temelini oluşturmuş olmasıdır.
  • Platon’un hayatı ve eserleri boyunca genel olarak duyusal dünyaya veya doğaya karşı gitgide artan bir ilgisi olduğu görülüyor. Bunun yanında Akademi’de zamanla gittikçe gelişen ve artan bilimsel çalışmaların onu etkilemiş ve maddi dünya hakkında makul ve muhtemel bir açıklama verme yoluna itmiş olması da muhtemeledir.
  • Platon hiç şüphesiz idealar dünyası ile duyusal dünya arasında ayrım yaptığı gibi idealar dünyasını ele alan bilgi tarzı veya bilimle, hakikatle, duyusallar dünyasını ele alan kanı veya doğru kanı arasında bir ayrım yapmaktadır. Bu, Platon’un gözünde doğa biliminin hiçbir zaman ahlak veya matematik, diyalektik gibi gerçek anlamda bir bilim olamayacağı anlamına gelmektedir. Öte yandan duyusal dünya hiçbir gerçekliğe sahip olmayan bir şey de değildir. Eksik olarak da olsa vardır. Onu konu alacak bilim de gerçek bilim değil, akla yakın, muhtemel, doğru kanılara dayanan bir bilgi olabilir.

Okumaya devam et “Platon: Doğa Öğretisi”

Platon: Bilgi Felsefesi

iTunes / RSS

  • Bilginin veya bilimin olabilmesi için onun konusu olabilecek bir gerçeğin, değişmez, kalıcı bir gerçeğin yani varlığın olması gerektiği aşikardı.
  • Platon’un bilgi konusunda bilgi veren diyalogları Theaitetos, Menon, Phaidon, Şölen, Devlet, Sofist ve Devlet Adamı diyaloglarıdır.
  • Platon her şeyden önce rasyonalist bir filozoftur. Yani o bilginin yegâne kaynağının zihin olduğunu düşünür.
  1. Theaitetos diyaloğunda Theaitetos bilginin kaynağının algı ve duyum olduğunu söyleyecektir.
  2. Bu iddia duyularla elde edilen bilginin doğru veya yanlış olma durumunu ortaya koyacaktır. Bununla da kalmayacak bir deli ile akıllının duyumları arasındaki fark veya uyku ile uyanıklık arasındaki algı farkı da sorun olacaktır. Biz hangi duruma göre duyu yanılmalarını belirleyeceğiz? Herkesin duyusu kendisinin ölçütü olduğu bir durumda ortak konular üzerinde nasıl uzlaşabiliriz? Birine göre bilge birisi bir başkasına göre olmayabilir?

Okumaya devam et “Platon: Bilgi Felsefesi”

Platon: Varlık Felsefesi

iTunes / RSS

  • Platoncu varlık felsefesi kısaca doğa filozoflarının varlık ve nedensellik anlayışlarını tümüyle reddetmek, onların varlık veya töz olarak kabul ettikleri madde yerine madde dışı, tinsel gerçeklikleri koymak ve yine onların tümünün olayların açıklaması le ilgili olarak kabul ettikleri mekanist açıklama modeli yerine teleolojist bir açıklama modelini benimsemektir.
  • Herakleitos’un şeylerin hakikatine ilişkin görüşlerinin Platon tarafından da benimsendiğini ve kendisinin çıkış noktasının da Herakleitos olduğunu Aristoteles’ten öğreniyoruz. Bütün duyusal şeylerin bir akış içinde olduğu fikri onda duyusal şeylerin ayrı bir düzene ait gerçeklikler olduğu sonucunu çıkacaktır. Ahlaki değerler konusunda tümellerin varlığını kanıtlayan Sokrates’in izinden gidecek Platon ise bu tavrı genelleştirmiş ve evrenselleştirmiştir. Eğer bu dünyayı gözümüzle görüp, ellerimizle tutamıyorsak, yapmamız gereken ona aklımızla, düşüncemizle ulaşmaktır. Onun tezi de her şeyden önce bir varsayımdır.

Okumaya devam et “Platon: Varlık Felsefesi”

Sokrates

 

  • İnandığı gibi yaşayan ve inançları uğruna ölen ilk büyük filozoftur Sokrates.
  • Sokrates ilk ahlak filozofudur ve hayatını ahlaki görüşler öne sürenlerin onlara uyması gerektiğini bilerek yaşamıştır. Bu ahlaki görüşlerin doğru olduğunun en önemli göstergesi onları öne sürenler tarafından da benimsenmiş olmasıdır. Dolayısı ile sokrates’in hayatı da üzerinde durulması, incelenmesi gereken bir hayattır; hele ki onun hiçbir şey yazmadığı göz önüne alınırsa.
  • İÖ 470-399 yılları arasında yaşamıştır. Annesi ebe babası da bir taş yontucudur. Annesi nasıl bebekleri doğurtuyorsa kendisi de insanların ruhların bulunan ama bilincinde olmadıkları ahlaki doğruları doğurttuğunu ileri sürecektir.
  • Peloponnes Savaşı (İÖ 432-422) sırasında çeşitli muharebelere katılmış ve cesaretiyle temayüz etmiş, savaş sonunda kurulan mahkemelerde de yargıçlık ve jüri üyeliğini görevlerini yine cesurca yapmıştır. Aynı cesareti yargılandığı mahkemede kendini savunurken gösterecektir ve yine cesurca ölümü kucaklayacaktır.

Okumaya devam et “Sokrates”

Protagoras ve Gorgias

iTunes / RSS

PROTAGORAS

  • Sokrates’le çağdaştır ve onunla benzer bir kaderi yaşar. Yazdıklarından hiçbir şey geriye kalmamıştır. Demokritos gibi Abdera doğumludur ve sonradan Atina’ya yerleşmiş, Perikles döneminde site yönetiminde önemli görevler almış, demokrasi taraftarı olan Protagoras muhtemelen sofistlik geleneğini başlatan kişidir.
  • Elimizdeki kaynaklardan “Tanrılar Üzerine” adlı bir eseri olduğu ve ona yöneltilen tanrıtanımazlık suçlamalarının kaynağı olacak bu eserden elimizde kalan şöyle bir parça var:

Tanrılara gelince; ne onların var oldukları, ne var olmadıkları, ne de ne şekilde olduklarını biliyorum, çünkü bu konuda bilgi edinmeyi engelleyen çok şey vardır: onların duyularla algılanmamaları, insan hayatın kısalığı”

  • Bize kalan en ünlü deyişi “Hakikat veya Kesin Kanıtlar” isimli kitabındandır: “Bütün şeylerin ölçüsü insandır, var olanların var olmalarının ve var olmayanların var olmamalarının” bunu takiben de “Herhangi bir şey bana nasıl görünüyorsa benim için öyledir, sana nasıl görünüyorsa senin için de öyle… Üşüyen için rüzgâr soğuktur, üşümeyen için ise soğuk değildir”

Okumaya devam et “Protagoras ve Gorgias”