Helenistik Dönem ve Epikuros

iTunes / RSS / Spotify

HELENİSTiK DÖNEM TARİHİ

  • İÖ 330-İS 30 yılları arasındaki dönemi kapsar. Büyük İskender’in ölümü ile Aktium Savaşına kadar olan dönemdir bu tarih aralığı. Bundan sonra İS 5.yy’a kadar sürecek döneme de Roma dönemi denecektir.
  • Antik Yunan kültür dünyası dört aşamada şekillenir.
    • Aristoteles ile olgunluğa erişen klasik Yunan felsefesi dar anlamda Aristoteles ile beraber sona ermiştir. (Helen Dönemi)
    • İskender’in Asya seferleri sonrasında başlayan Yunan kültürünün doğuya yayılması sonucu ortaya çıkan kozmopolit ve seküler Helenistik dönem başlar. Bu dönemde Yunan kültürü kendi içine kapalı olmaktan çıkmış ve savaşlar sonucunda kurulan yeni imparatorluğun halkları bu kültür akımına uğramıştır.
    • Bu seküler kültüre bir tepki olarak ortaya çıkan Yunan pagan dininin doğu dinlerinin etkisiyle, dini problemler felsefi bir dil içinde yorumlanmya başlanır.
    • Son olarak da eski Yunan düşüncesinin doğu dinlerine teslim olduğu, Hıristiyanlık, Zerdüştlük gibi dinlerin etkisi altında, Yunan düşüncesinin dinsel bir dünya görüşüne dönüştüğü ve dinsel problemlere odaklanan, bu duygu ve düşüncelere odaklandığı dönem gelir.

  • İskender’in Asya seferlerinden sonra doğu tipi yönetimler olan krallıklar ve monarşiler Avrupa’nın da yönetim şekline dönüşmüştür. Şehir devletleri orta çağda, demokratik yönetimler de modern çağda ancak yeniden karşımıza çıkacaktır.
  • Doğu ve batının birleşmesiyle beraber ticari ilişkilere engel olan sınırlar ortadan kalkmış, bölge tek bir ekonomik havza halini almıştır. Ele geçirilen yerlerde kurulan şehirler (örneğin İskenderiye) önemli bilim ve kültür merkezleri haline gelmiştir.
  • Ele geçirilen ve yeni kurulan bu şehirlerde kültürel faaliyetlerden genelde bölgenin yönetici ve aydın kesimi etkilenmiş, geniş halk tabakları ise alışılageldik hayat tarzlarına devam etmiştir. Doğunun gelenekleri, dinleri ve monarşik yönetim tarzı ilk örneğini bizzat İskender’in kendisinde gördüğümüz üzere Yunanlıları etkilemiş, yöneticiler tıpkı doğulu yöneticiler gibi kendilerini doğu tarzında tanrılar olarak görmeye başlamış, kralların tanrısal ayrıcalıkları modern Avrupa felsefesine kadar gelen dönem boyunca damgasını vurmuştur. Doğu dinlerinden Hıristiyanlık bu kültürel etkilenmenin en iyi örneklerinden birini oluşturmaktadır.
  • Batının doğudan etkilenmesi yanında batı da doğudan etkilenmiştir elbette. Doğunun devlet, kültür ve medeniyet dili yunanca olmuş, İslam sonrası Arap akınlarında ele geçirilen yerlerde bile uzun bir süre resmi kayıtlar Yunanca tutulmaya devam etmiştir. Atina’daki felsefe okulları varlıklarını sürdürse de Helenistik dönemde doğuda kurulan okullarda Yunan felsefesi icra edilmeye devam etmiş, Helenistik dönemin önemli felsefe karakterleri doğu kökenli olmuştur. (Örneğin Stoacı okulun kurucusu Zenon Kıbrıslıdır (Kıbrıslı Zenon) ve Septik okulun önemli temsilcisi Karneades Mısırlıdır)

HELENİSTİK DÖNEM FELSEFESİ

  • Hatırlayacağımız gibi Yunan felsefesi teorik bir ilginin eseri olarak ortaya çıkmıştı. Platon ve Aristoteles’te de bu ilgi pratikte kendine imkan bulmuş, bu pratik bilgi hayatı belirleyecek bir konuma gelmişti. Aristoteles sonra ise teorik ve pratik bilgi ayrılmaya başlayacaktır. Teorik ilgi metafizik sorunlardan uzaklaşacak ve tek tek bilimsel konulara yönelmeye başlayacaktır. Bu dönemle başlayan süreçte doğa bilimlerinde, matematikte, filoloji ve tarih alanında çalışmalar önemli gelişmeler kaydedecektir. Teorik ilgi klasik Yunan felsefesinin sorunlarını evirip çevirmekle geçse de pratik ilginin (ahlak ve siyaset felsefesinin) çok ileri gittiğine tanık olacağız.
  • Bu dönemde üç önemli yeni felsefe okulu ortaya çıkmıştır:
    • Epikuros tarafından kurulan Epikurosçu okul
    • Kıbrıslı Zenon tarafından kurulan Stoacı okul
    • Piron tarafından kurulan Septik / Şüpheci okul
  • Bu sırada Platon’un Akademisi Septikliğin merkezi haline gelecek, Aristoteles’in Lise’si ise faaliyetlerini olduğu gibi sürdürecek ama ortaya çıkan yeni okulların yanında esamesi okunmayacaktır.
  • Yunan felsefesi doğa filozofları bölümlerinde incelediğimiz gibi doğa felsefesi ile başlamıştı. Onların karşısına dikilen sofistler ise bakışları doğadan insana döndürmüştü. Onlarla pek uyuşmayan Sokrates dahi bu görüşlerden etkilenmiş kurduğu kavram felsefesi ile ilk ahlak filozofu olmuş ve düşüncelerini insan üzerine yoğunlaştırmıştı. İki asırlık bu felsefe geleneği ve çatışmasının ilk kâmil ürünlerini de dikkatlerini hem doğaya hem de insana çeviren ve iki büyük felsefe geleneği kuran Platon ve Aristoteles ortaya çıkarmıştı. Artık insanın bireysel yanı kadar toplumsal yanı, teorik yanı kadar pratik yanı da ele alınmaya başlanmış ve Yunan felsefinin zirvesine ulaşılmıştı.
  • Kurulan yeni okullarda ise Platon ve Aristotelesçi teorik felsefeye karşı çıkılmış ve felsefenin esas işlevinin insanın pratikle ilgili sorunlarının ele alınması gerektiği görüşü benimsenmiştir.
  • Bir diğer karşı çıkış da Platon ve Aristoteles’in insanı toplum içinde ele alması, bireysel olarak dikkate almamış olmasıdır. Onlara göre insan, birey insan olarak ele alınmalıdır.
  • Bu yeni okullar felsefeyi mantık, doğa felsefesi ve etik olarak üç gruba ayrılan bir etkinlik olarak tanımlayıp ahlak felsefesinin bir anlam ve değer ifade ettiğini belirtmişlerdir. Ahlak felsefesinin amacı da -birey- insanın mutluluğu olacaktır.
  • Felsefenin ana amacı insana nasıl yaşaması, nasıl mutlu olması gerektiği konusunda kılavuzluk etmektir. Bunun içinde yaşadığımız dünya (doğa) bilgisine ihtiyacımız var ve doğa hakkında yapacağımız araştırmada da bilgi kuramına (mantık) ihtiyacımız olacak. Bu bilgilerle oluşturulacak yaşama sanatı bireyin mutlu yaşama erişmesine hizmet edecektir.
  • Bu okulların farklılıkları hedefledikleri mutluluğa erişmek için belirledikleri yollarla belirlenecek. Epikurosçular insana mutluluk veren şeyin haz olduğunu savunurken Stoacılar bunun erdem olduğunu söyler. Bunlar ilk başta farklıymış gibi görünse de bahsi geçen haz ve erdem kullanıldıkları bağlamda pek de farklı değildir esasen. Haz, acı yokluğu, ruhun kaygılardan, bedenin fiziki acılardan korunmuş haliyken erdem, insanın dıştan gelen haz ve acıdan etkilenmemesi (apathia) halinde karşımıza çıkıyor. Hiçbir konuda yargıda bulunamayan bilge kişinin hiçbir şeyden etkilenmemesi de mutluluğun anahtarı olan Septik düşünce ile benzerlik yine karşımızdadır.
  • Onların bir diğer ortak noktası siyasal hayata karşı ilgisizlikleridir. Bireyin ahlakı ilgilenen bu okulların sonucu olarak da ahlak felsefesi Platon ve Aristoteles döneminin aksine siyaset felsefesinden ayrılacaktır. Bu tavrın iki sebebi vardır:
    • Siyaset felsefesinin en yetkin örneklerini gördüğümüz Platon ve Aristoteles özgür sitelerin bilgeleriydiler fakat İskender’in demir yumruğu sonrası özgürlüklerini ve site yönetiminde bulunma kabiliyetlerini kaybetmiş bu yeni tebaanın, üzerinde hiçbir yaptırım gücü olmayan mutlak monarşik yönetime yönelik eleştirileri veya teorileri anlamsız olacaktı. Dolayısıyla felsefe icra edilebilir bir alana çekilmiş ve bireyin yaşantısına odaklanmıştır. Stoacılar, yine de, topluma karşı ilgilerinin tamamen yitirmemişler ve tüm insanların üye olacakları bir dünya devleti projesini gündeme getirmişlerdir.
    • Bir diğer sebep de Yunan akılcılığı Yunan dininin temelini sarsmış ve klasik Yunan dininin bireyin dinsel ihtiyaçlarını karşılaması konusunda yetersiz kalmasına sebep olmuştur. Bu boşluğu da Helenistik dönemde Stoacılar başta olmak bu yeni kurulan okullar karşılayacaktır.
  • Son olarak doğa felsefesinde de Platon ve Aristoteles’in idealizminin aksine Sokrates öncesi dönemin materyalizmine geri dönüşe tanık oluruz. Epikuros atomcu tutum sergilerken Stoacıların doğa filozofu Herakleitos’tur. Bu materyalizm sonucu olarak da bilgi konusunda empirist bilgi kuramının benimsendiğine şahit oluruz. Empirist tutumun gerektirdiği gibi idea ya da form gibi tinsel tözlerin varlıkları reddedilir, sezgisel aklın yerini tamamen duyular alır.
  • Her ne kadar bu yeni okullar pratik felsefeleri ile ön plana çıksalar da öğretilerinin bir özgünlükleri yoktur. Onlar eski öğretilerin kılık değiştirmiş şekilleridir ve tamamıyla Yunan felsefesinin kavramlarıyla çalışmışlardır.

EPİKUROS’UN HAYATI

  • Epikuros’un hayatı hakkında ana bilgi kaynağımız Diogenes Leartius’un “Ünlü Filozofların Hayatları ve Öğretileri” kitabıdır.
  • Epikuros öğretisinde bilgece yaşamanın kadrosunu öylesine eksiksiz çizmiştir ki öğrencileri sonra buna yeni bir şey katamamışlardır. Bundan dolayı bu öğretiden öne çıkan yeni bir filozof yetişmemiş ve Epikuros ve Epikurosçular hep beraber anılmıştır.
  • Epikuros aslen Atinalı bir ailenin çocuğudur ve Sisam (Samos) adasında İÖ 342/1 yılında doğmuş, çocukluğunun ve gençliğinin büyük kısmını bu adada geçirmiştir.
  • İÖ 310’da, otuz yaşında, önce Midilli sonra da Lapseki’de felsefe okulları kurduktan beş yıl sonra daha önce de gelmiş olduğu Atina’ya dönerek burada bir felsefe okulu kurar.
  • Onun okulu Platon ve Aristoteles’in kurmuş olduğu resmi yüksek öğrenim kurumlarından çok aynı hayat tarzı ve dünya görüşlerini paylaşan bir dostlar topluluğu niteliğindedir. Yine bu akademilerden farklı olarak köle ve kadın üyeler bu topluluğa kabul edilmektedir.
  • Epikuros Atina’daki derslerini şehrin içinde bir binada vermemiş, bir bahçe satın alarak okulunu burada kurmuştur; bu yüzden onun okuluna Kepos (Bahçe) de denir. Bahçesinde “Yabancı, burada kendini iyi hissedeceksin. Burada en yüce iyi olan haz vardır” yazısı altında ölünceye kadar “bir aile havası içinde öğrencileriyle çevrilmiş olarak, tam bir uyum ve dostluktan yararlanarak basit ve ölçülü bir hayat sürmüştür”. Öldükten sonra da bu bahçe öğrenci ve dostları tarafından kullanılmaya devam etmiştir.
  • Onun felsefesi Stoacılarınki kadar olmasa da zamanla tüm Akdeniz havzasına yayılmıştır. Çevresi dostlarla çevrili olsa da rakip felsefe okulu Stoacılar başta olmak üzere düşmanlara da sahiptir ve kişiliğine ve hayat tarzına yönelik çok sayıda kötü niyetli suçlamalara da maruz kalmıştır.
  • Bu suçlamalar ailesinin ahlaksızlığından başkalarının sözlerini kendisine mal etmesine, güzel gençlere sulanması, zevke sefaya düşkünlüğü, mükellef sofralara muazzam paralar harcaması, kıskanç, cahil olmasına kadar çeşitte suçlamalara maruz kalmıştır. Stoacılardan sonra Hıristiyan kilise babaları da bu suçlamaları devam edecek ve onlara “domuzlar sürüsü” demekten geri kalmayacaklar.
  • Felsefesinden hareket edersek onun bedensel zevkleri savunan birisi olmadığını söyleyebiliyoruz. Onun bahsettiği zevkler doğal ve zorunlu ihtiyaçların tatmininden ibaret olup Kinik Aristipppos’un aksine taşkın bedeni zevkleri kutsamaz. “Bana bir kap peynir yolla ki canım çektiğinde sefa süreyim” diyen birinin bedensel hazdan ne anladığını az çok tahmin edebiliriz. Dolayısıyla kendisine yöneltilen suçlamaların çoğunun yanlış olduğunu söyleyebiliyoruz.
  • Epikuros, içinde yaşadığı sitenin kamusal hayatına katılma ve görev alma konusunda ilgisizdir.
  • Epikuros yaşadığı zamandaki dinsel pratiklere karşı ziyadesiyle hoşgörülü olduğunu biliyoruz. Materyalist felsefeye aykırı bu tavır tanrıların nesnel bir gerçeğe işaret eden varlıklar olmaktan ziyade, mükemmelliklerinden ötürü ahlak ideallerimiz için bir model ödevi görmeleri mümkün olan varlıklar ele aldığını düşünmek mümkündür. Yunan tanrıları ezeli-ebedi, sonsuz mutluluğa sahip ve kendilerine yeten varlıklar olması itibariyle düşünürün ahlak kuramları için uygun modellere dönüşüyor gibi görünüyor.
  • Epikuros, Platon’da gördüğümüz yasa koyucu, siyaset filozofu örneğinden topluluk kurucu, ahlak kuramcısı filozof örneğine geçişin ilk örneğini temsil etmektedir. Kendisi Roma dönemi sonlarına doğru yalnızca bir ahlak topluluğunun önderi değil, doyurucu bir dinsel hayatın, kurtuluş öğretisinin temsilcisi ve önderi olan filozof figürüne dönüşecektir.
  • Epikuros, öğretisinin önermelerinin mutlak nitelikte kesin dogmalar olarak dile getirmiş, öğrencilerinin de onları ezberlemesini istemiştir. Bu öğretileri gerçekleştirenler bilge olur ve tam hazza, mutluluğa erişir. Bu dogmatizmde o kadar ileri gidilmiştir ki aykırı düşünenler topluluktan uzaklaştırılmıştır. Bundan dolayı da felsefenin sonraki gelişmesinde pek bir rol oynamamasına yol açmıştır.
  • Kendisinin çok üretken bir filozof olduğunu belirten Diogenes Leartius’a göre sayısı 300’ü bulan kitap yazmış olup hiç alıntı yapmamıştır. Elimizde bu eserleri olmayıp onun felsefesini özetleyen çeşitli mektupları bulunmaktadır sadece.

 

Kaynakça:

İlkçağ Felsefe Tarihi 4. Cilt, Ahmet Arslan

Felsefe Tarihi, Macit Gökberk

Felsefe Tarihi, Alfred Weber

Ünlü Filozofların Hayatları ve Öğretileri, Diogenes Leartius

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s