Aristoteles: Sanat Felsefesi (Estetik)

iTunes / RSS

  • Aristoteles’in sanat felsefesini çalışmalarını Poetika adlı eserinde ortaya koymuş olup kitabın elimize ulaşmış şeklinde kimi eksikler bulunmaktadır.
  • Sanat felsefesinde Platon’dan önemli ölçüde etkilenmekle birlikte kendi felsefesi sitemi uygun düşecek bir şekilde çeşitli farklılıklar bulunmaktadır.

  • Önce Platon’un sanat anlayışını hatırlayalım
    • Platon zanaatlar, sanatlar ve siyaseti aynı başlık, sanatlar, altında ele alır ve sanatla “güzel sanat” arasında bir ayrım yapmaz.
    • Platon, devlet kitabında sanatı bir taklit veya temsil olarak görür. Duyusal dünyadaki nesnelerin ideaların bir taklidi, sanatların eserleri de bu ikincilerin taklidi, kopyalarıdır.
      • Sanatçı taklit etmeye çalıştığı modelin gerçek bir benzerini de sahte bir benzerini de yapmak isteyebilir. Yapılan taklit orijinal olana ne kadar benziyorsa o kadar değerli olacaktır. (Tıpkı idealara benzediği ölçüde değerli olması gibi)
      • Bu bakış açısı zorunlu olarak sanat ürünü olan şeylerin değerlini varlık bakımından daha az değerli olma sonucuna götürecektir. Sanat ürünü, taklidin taklidi, gölgenin gölgesi olmaktan öteye geçemeyecektir. Yine sanat bir göz boyayıcılık, hokkabazlık olmaktan kurtulamayacaktır.
        • Devlet kitabında Homeros da dahil olmak üzere bütün şairler, tragedya ve komedya yazarları gerçekle ilgisi olmayan anlatılara sahip taklitçiler, uydurukçulardan ibaret olacaklardır. Ayakkabının yapısına hâkim olmadan ayakkabı çizen bir ressamın tasviri gerçek ayakkabıyı ne kadar doğru aktarıyorsa, bir savaşı anlatan şairin dizeleri de o kadar doğru olacaktır. Kısaca sanat hiçbir ciddi bilgi değerine sahip değildir, sanatın güzel aracılığıyla gerçeğin bilgisine erişme işlevine de herhangi bir değer yüklememektedir.
        • Platon’a göre insanların sanatı çekici bulmalarının nedeni sanatın bizim aklımıza değil duygularımıza, mantıkımıza değil psikolojimize seslenmesidir. Bizim sakin, ölçülü, sağduyulu yanımıza değil, akılsız, korkak, gevşek, zayıf, coşkun, taşkın, değişken yanımıza seslenir.
          • Bizler başımıza gelenlere karşı sakin kalır bağrımıza taş basarız ama tragedya yazarları sahnede kıyameti koparırlar. Ya da yapmaktan veya söylemekten utanç duyacağımız şeyleri komedya yazarları sahneler ve biz utancımızı bir kenara bırakır bunlara güleriz.
          • Şairler insanların kötü ve ahlaksız davranışlarını yazdıklarından okuyucular bunları okuyup örnek alabilirler. Ayrıca onlar tanrıları kötü ve ahlaksız edip site halkının ahlakını bozarlar.
          • Devlet kitabından Platon sanatın ahlak ve eğitime hizmet edecek şekilde sansürlenmesine ilişkin görüşlere sahiptir.
  • Aristoteles bu üç görüşe genel olarak katılmasına karşın sanatı küçümsemez ve bu üç fikirde de çeşitli revizyonlar gerçekleştirir.
  • Aristoteles sanatı özü itibariyle bir tür bilgi olarak görür.
    • Öncelikle taklit, insan doğasında vardır ve insan taklit aracılığı ile ilk bilgilerini öğrenir. İnsan taklit sayesinde bilgi sahibi olur ve bundan saf zihinsel bir zevk duyar. Örneğin insan tanığı birinin resmini görür ve o kişiyi tanır, böylece öğrenir ve bundan zevk duyar.
    • İnsanın tanımadığı birinin resmini görünce de bu hazzı duymasının sebebi, bu söz konusu zevkin kaynağında resmin çizgileri, renklerin uyumu mevcuttur. Yani taklidin mükemmelliğine tanık olmanın zevkini duyar insan.
    • Bu olgu aynı zamanda onun şiir ve tarih arasında ilişkilerini ele aldığı yerde ortaya çıkar.
      • Şiir ve arasındaki fark birinin olanı tasvir etmesine karşın, şiirin olması mümkün olanı tasvir etmesidir.
        • “Şairin görevi meydana gelen şeyi değil, meydana gelmesi mümkün olan şeyi, yani olası veya zorunlu olmasından ötürü meydana gelmesi mümkün olan şeyi tasvir etmektir.”
      • Tarihin tekil varlıkları ve olayları ele almasına karşın şiirin tümellere ilişkin önermelerde bulunduğu ileri sürer. Böylece şiir daha felsefi bir sanat olacaktır. Şiir bir bilgi türü değildir ancak o bir tür bilgi olarak ele alınırsa elde edeceğimiz sonuç budur. Böylelikle sadece şiir değil, diğer sanatları da bir tür bilgi olarak ele aldığını, özel bir bilgi türü olarak ele aldığını görüyoruz.
    • Böylelikle sanatta da bir tür tümel bilgi varlığından bahsedebiliriz ama bu bilimsel ve felsefi tümel bilginin değerinden daha az olacaktır.
    • Sanat eserlerindeki karakterlerin tarihte gerçekte yaşamış insanlardan seçilmesi izleyicinin inanmasını kolaylaştıracak bir “gerçeklik” duygusu yaratacağını da ifade etmiştir Aristoteles. Bu yine de tiyatrolardaki karakterin gerçekten yaşamış insanlardan seçilmesi zorunluluğunu ortaya koymaz. Hayali karakterler de pekâlâ istenen gerçeklik duygusunu yaratabilir.
    • Aristoteles, gerçek karakterlerin ve olayların tarihsel gerçekliklerine sadık kalmak zorunda olmadığı görüşündedir. Çünkü sanatçı, tarihçi değildir.
      • “Şair ele aldığı hikâyeye veya olay örgülerinden çok onları ölçülü mısralar halinde dile getirdiğinden ötürü şairdir. Çünkü şairi şair yapan eserindeki taklit unsurudur. Şair, konusunu herhangi bir gerçek tarihi olaydan almasıyla şair olmaktan çıkmaz. Çünkü tarihi olaylar arasında bazıları aynı zamanda mümkün veya muhtemel oldukları için gerçekleşmişlerdir ve şair bu özelliklerin dolayı onları ele alan kişidir.”
    • Aristoteles maalesef sanatsal bilginin, bilimsel bilgiden farkı konusunda açık bir bilgi vermez. Elimizde sadece bazı ipuçları vardır ve bunlara onun metinlerini yorumlayarak ulaşabiliyoruz.
    • Şiir tarihten daha felsefidir ama o teorik bilgi ile aynı şey değildir. Bunun yanında sanatı sanat yapan şey sadece bilgi değildir. O bilgiden farklı değerlere ve hedeflere sahiptir.
      • Örneğin içerik değeri yanında biçim değeri vardır.
      • Sanatın ahlaki, psikolojik değeri de vardır.
      • Sanat da bizde felsefe gibi bilgi sunduğu için bilmenin hazzına ulaşmamıza imkân verir.
      • Bilme zevkinin yanında sanat bize yaşama zevki, heyecan verici bir deneyime katılma deneyimi de verir. Aristoteles buna “estetik zevk” der ve özü itibariyle teorik bilginin zevkinden farklıdır.
    • Aristoteles, resim ve heykelin gerçek dünyadaki şeylerin taklitleri, edebiyat, şiir ve tiyatronun da gerçekte var olan veya hayali karakterlerin eylem ve duygularının taklidi olarak görür.
      • Müzik ise insanların sahip oldukları ruh hallerinin taklidi olarak karşımıza çıkar Aristoteles düşüncesinde.
      • Sanatın taklit ettiği şey doğal şeylerin dünyası değil, özü itibariyle insani karakter, eylem ve duyguların dünyası, manevi şeylerin dünyasıdır.
      • Şekil ve renklerin kendilerinin de insan bedeninde insanın içinde bulunduğu ruhsal hal veya durumların bir taklidi olmayıp onların bir belirtileri, ruhun yaşadığı duygu durumlarının beden üzerindeki işaretleridir.
      • Tragedya, komedya ve şiiri ses sanatları altında değerlendirir Aristoteles. Bunlar ritim, dil ve melodiyi bir arada kullanan sanatlar olarak tanıtılır. Bu sanatlar “eylem içinde bulunan kişiler ve karakterleri” taklit ederler ve onlar en nihayetinde iyi veya kötü diye nitelendirdiğimiz ahlaki eylemleri sergilerler. Tragedya ortalama insandan iyi, komedya da ortalama insandan kötü olan insanı konu alır.
        • Tragedya:“Ciddi, kendi içinde tam ve belli bir büyüklüğü olan bir eylemin her bir türü eserin farklı kısımlarında ayrı bir şekilde sunulmuş ve zevk verici unsurlarla bezeli bir dille, hikaye biçiminde değil dramatik bir formda taklididir: onun amacı ise acıma ve korku uyandıran olayları anlatarak bizi bu tür duygulardan arındırmaktır.”
        • “Kendi içinde tam ve belli bir büyüklüğü olan eylem”den, bütün, başı ve sonu olan bir eylemi kasteder. Eylem kendisinden önce veya sonraki eylemle ilişki içinde değildir. Hikâyeyi izleyen kişinin zihninde yazarın eylemi nerede başlandığı veya bittiğine ilişkin soru işareti kalmayacaktır. Büyüklük ise zamansal büyüklüktür. Oyunun güneşin doğuşu ve batışı arasında bir zamanı kapsamasından bahseder.
          • “Genel bir formül olarak kahramanın olasılık veya zorunluluk yasalarına göre ortaya konan bir dizi olaydan geçerek felaketten mutluluğa veya mutluluktan felakete düşütünü gösterebilen bir uzunluk, hikayenin normal uzunluğudur.”
        • Zevk verici unsurlarla bezeli dil, tragedyada kullanılan ritim, melodi ve armoni unsurları; eserin kısımlarının sunumundan da eserin bazı bölümlerinde sadece nazımın, bazı bölümlerinde ise aynı zamanda müziğin ve şarkının da kullanılmasını kasteder.
        • Tragedya’yı meydana getiren unsurlar: Hikaye ve olay örgüsü (plot), karakterler, dil, düşünce, dekor/sahne ve müziktir. Bunların en önemlisi olay örgüsüdür.
        • Aristoteles’in görüşüne göre insan davranışlarının genel ereği bir niteliğe sahip olmak değil, bir eylemde, harekette bulunmaktır. Yaptığımız eylemler bizi mutlu veya mutsuz kılar, dolayısıyla tiyatronun yapması gereken şey sadece karakter sunmak olmamalıdır.
        • Komedya, gülünç olanı konu alır. Gülünçolan, başkalarına acı veya zarar vermeyen bir yanlışlık veya hata olarak tanımlanabilir Aristoteles’e göre.
      • Aristoteles’in bilimler sınıflamasında üç farklı bilme türünü görmüştük. Bilimsel bilginin etkinliği olan theoria, ahlak ve politikadaki yapma/etmeyi ifade eden praksis ve sanatların üretim şekli olan praksis,tekhne. Theoria’nın amacı bilim, praksis’in amacı davranış, iyi yaşama ve poesis’in amacı da üretmektir.
      • Buradan anladığımız praksis’in amacının bilim, bilgi olmadığı, daha ziyade genel olarak faydalı olanı ve özel olarak güzel olanı hedefleyen bir etkinlik olduğudur.
    • Aristoteles’in sanata yönelik diğer eleştirileri de onun ahlak ve eğitim yönüyle ele alınırken ortaya konacaktır.
      • İnsanların çoğunluğu müzikle verdiği haz için ilgilenmektedir ama müzik sadece oyun ve eğlence değildir çünkü oyun ve eğlence insanı rahatlatan, yorgunluğu gideren etkinlikler olmasıdır. Müzik tam olarak aritmetik yahut okuma gibi eğitim de değildir.
      • Müzik haz verici olsa da onun asıl özelliği karakter ve zihin üzerinde etki yapması, karakteri geliştirme gücüne sahip olmasıdır. Beden eğitimi insan bedenini geliştirdiği gibi müzik de insan ruhunu uygun bir şekilde geliştirir.
      • İnsanın doğru şeylerden zevk almasının, doğru şeyleri beğenmesinin sağlanmasıdır. Bazı müzikler insanı coştururken bazıları sakinleştirir. Bu yönüyle müziğin insanda çeşitli ahlaki karakterler yaratma özelliği vardır. Dolayısıyla müzik, eğitimci tarafından ahlaki amaçlar göz önüne alınarak seçilmelidir.
      • Sanatın aynı zamanda insanda psikolojik bir etkisi bulunmaktadır. Çocukların müzik eğitiminde tahrik edici olması sebebiyle flütün seçilmesinin yanlış olduğunu belirtse de aynı şekilde flütün tutkulardan arındırma (katharsis) özelliği de bulunmaktadır.
        • Kendisinden önceki filozofların müziğin tutku uyandırıcı olduğu yönündeki beyanlarını hatırlatarak müziğin üç özelliğinden -tekrar- bahseder: ahlaki değeri, dinlendirici özelliği ve arındırma özelliği.
        • Katharsis, korku, öfke veya coşku gibi duygular bazı ruhlarda çok yoğun bir biçimde mevcut olmakla beraber herkesin üzerinde aç veya çok etkilidir. Bazı insanlar ruhu mistik bir coşkuya iten melodilerden çok etkilenirler, bir çeşit vecd haline girip kendilerini “iyileşmiş” ve “arınmış” hissederler. Müzik bu tür deneyimleri yaşayan insanların ruhlarını hafifletmekte, onlara bu arınma ve rahatlama duygusunu yaşatmaktadır.
          • “Tragedya, iyi, kendi içinde tam ve belli bir büyüklüğü olan bir eylemin her bir kısmı eserin farklı kısımlarında ayrı bir şekilde sunulmuş olarak ve zevk verici unsurlarla bezeli bir dille, hikâye biçiminde değil de dramatik bir formda taklididir; onun amacı ise acıma ve korku uyandıran olayları anlatarak bizi bu tür duygulardan arındırmasıdır” (Poetika)
        • Aristoteles’in bu yorumunun açıklanması için bir kütüphane dolusu eser yazılmıştır. (David Ross) Onun yorumu ise şöyledir: Tragedyanın hedefi olan Katharsis ahlaksal bakımdan zararlı duyguların ortadan kaldırılmasıdır. Ölçülü oldukları sürece bu duygular (korku, acıma, öfke) gerekli olsa aşırı olduklarında zararlıdır. Bir duygu boşalımına yol açacak katharsis aynı zamanda özü itibariyle estetiktir.
        • Sıradan insanların bu aşırı duyguları tecrübe etme imkânı da yoktur. Tragedya kahramanları aracılığıyla yaşama imkanına kavuşur, hiç olmazsa kendilerinin dışına çıkar ve insani deneyin yükseklik ve derinliklerini tanırlar. Bu vesileyle insan hayatının karanlık yönüyle sürekli bastırılmaya eğilimli doğası da açığa çıkar. Bu deneyim neticesinde insan, ahlaki olmaktan çok estetik ve yüce bir duyar.
        • Platon tragedyanın heyecan uyarndırarak bizi daha duygusal ve zayıf kıldığını öne sürerken Aristoteles tragedyanın bizi insan hakkında kavrayışımızı artırarak daha güçlü ve anlayışlı kıldığını öne sürer.

 

 

Aristoteles: Sanat Felsefesi (Estetik)” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s