Aristoteles: Bilgi Felsefesi ve Mantıkı – 1

iTunes / RSS

  • Aristoteles’in bilgi ve bilim felsefesi, onun kurduğu mantık ile iç içe geçmiştir. Dolayısıyla onun mantığını işlemek durumundayız. Hatta önce mantığını anlatmamız gerekecek.
  • Aristoteles, klasik mantığın kurucusu olarak kabul edilir ve kurduğu mantık 18.yy’a kadar önemli bir değişikliğe uğramaz. Yalnız Aristoteles icat ettiği bu şeye mantık değil, analitik der. Bunun nedeni, onun bu disiplinle düşüncenin biçimleri üzerinde durması, onları analiz etme amacında olmasıdır. Mantık terimini ise ilk defa Afrodisyas’lı Aleksandros’un kullandığını görüyoruz.
  • Aristoteles mantıkla ilgili kitaplarına “organon” (alet, araç) adını vermiştir. Ona göre mantık özel bir konusu olan, varlığın özel bir alanını ele alan ve bu alanla ilgili problemleri inceleyen bir bilim veya felsefe dalı değildir. O herkesin herhangi bir özel bilimle uğraşmaya başlamadan önce alması gereken genel kültürün bir parçasıdır. Herhangi bir şey üzerinde özel olarak düşünmeye, akıl yürütmeye başlamadan önce, akıl yürütmenin kendisini konu alacak bir ön hazırlığa ihtiyacımız vardır ve bunun adı mantıktır.

  • Yine mantık birtakım ilkelere uygun olarak yürütülmesi gereken bir faaliyettir ve bu ilke ve kuralların bilgisi, onlara uygun olarak düşünmenin gerçekleştirilmesi özel bir sanatın konusunu teşkil eder. Bundan dolayı mantık bir bilim olmamakla birlikte bir sanattır. İslam dünyasında da mantık sanatı diye bahsedilir mantıktan.
  • Mantığın kanıtlanamaz ilkeleri: Doğru akıl yürütmenin temelinde üç ilke yatar. Bunlar özdeşlik, çelişmezlik ve üçüncü halin olmazlığı ilkeleridir. Yalnız bu ilkeler kanıtlanamaz. Bunları kanıtlamaya çalışmak, olsa olsa bir kültür eksikliğidir ona göre. Bunları kanıtlamaya çalışsak bile yine bu ilkelere dayanacağız, bu bizi savı kanıtsamaya götüreceğinden dolayı önemli bir mantık hatasına düşeriz. O halde düşünmek doğal bir olay değildir, kanıtlanması mümkün olmayan, ancak buna ihtiyaç da göstermeyen aklın temel ilkelerine uygun olarak düşünmektir.
  • Mantığın üzerinde durduğu düşünme, doğru düşünme, kurallara, normlara, yani aklın ilkelerine uygun düşmesidir.
  • Bunun yanında mantığın dille ilişkisi de söz konusudur. Mantık, düşünceyi inceler. Düşünce ise dille ifade edilir. Dil, düşünceyiz yansıtır.
  • Aristoteles’in bu konudaki düşüncelerini “İlimlerin Sayımı” adlı eserinde irdeleyen Farabi’ye göre hayır, değildir. Çünkü bütün insanlarla, insan türüyle ilgili olarak “tek bir akıl, tek bir düşünce” olmasına ve bu düşüncenin, aklın yaslarının bütün insanlarla, insan türüyle ilgili olarak “bir ve aynı” olmasına karşılılık birden fazla dil ve bu dillerin birbirinden farklı yasaları vardır.
  • Dil bilimci özel bir dilin kurallarını incelerken mantıkçı evrensel insan aklının kendisini ve yasalarını inceler.
  • Düşünme her zaman bir şeyi düşünmedir. Düşüncenin konusu her zaman bir var olandır veya var olan olmalıdır. Parmenides var olmayanın düşünülemeyeceğini söylemişti.
  • İlke defa Hegel’in ortaya attığı gibi varlığın kendisi çelişik (diyalektik) yapıda ise, bu diyalektik özellikteki varlığı, doğasını çelişkinin meydana getirdiği varlığı, özdeşlik ilkesine dayanan bir mantıkla kavramamız mümkün müdür?
  • Bu soruya iki farklı şekilde cevap verilebilir.
    • Varlığın bu şekilde tasarlanmasının mümkün olmadığı, çünkü bu tasarımın çelişik ve dolayısıyla “saçma” olduğu söylenebilir. Bir insan aynı anda hem hasta hem sağlıklı olamaz. Hem görüyor hem de kör olamaz. Dönüşüm mümkün ama aynı anda olamaz.
    • Veya bunu kabul ederiz ve buna diyalektik mantık deriz. Temelde Parmenides’in “oluşun çelişik olduğu, çelişkinin ise düşünülemeyeceği, bundan dolayı oluşun mümkün olmadığı” görüşü ret edilir “oluş vardır ama çelişiktir” deriz. Eğer oluşu anlamak istiyorsak kabul etmemiz gereken şey, çelişkinin var olması gerektiğidir.
  • Günümüze gelirsek, mantığı bugün varlığın veya dilin bilimi değil, düşüncenin bilimi olarak görürüz. Mantık, düşüncenin kendisiyle tutarlığının, temelde kabul edilen öncüllerden hareketle özdeşlik ilkesine uygun olarak yapılan doğru çıkarsamaların bilimidir. O artık tamamen formel bir disiplindir. Düşüncenin içeriğiyle değil, biçimiyle ilgilenir. Matematik ve geometri de böyle disiplinlerdir.
  • Aristoteles’in mantık ve ontolojisi ilişkisine dönersek, o bir yandan bizim gibi mantığın formel bir şey olduğunu söylüyor (birinci analitikler) ama öte yandan onun ilkelerinin aynı zamanda varlıksal bir karşılığı olduğunu ileri sürüyordu. (ikinci analitikler)
  • Aristoteles dilin düşünceye, düşüncenin ise varlığa veya eşyaya tabi olduğu, onu doğrudan ve birebir yansıttığı düşüncesindedir.
    • “İnsan ölümlüdür” demek “ölümlü” yükleminin insan “öznesine” ait olduğunu söylemektir. Yani “insan ölümlüdür” şeklinde bir önerme teşkil etmemizin nedeni insanın ölümlülük niteliğine sahip olduğunu düşünmemiz, bunu düşünmemizin nedeni ise dış dünyada ölümlülük niteliğine sahip olan ve insan diye adlandırılan bir tözün var olmasıdır. Aristoteles mantığındaki özne-yüklem ilişkisi, töz-nitelik ilişkisinin bir temsilidir burada.
  • Aristoteles’in düşünceyle varlık arasındaki kurduğu bu ilişki, onun mantığı bir bilim yöntemi olarak görmesinin nedenini oluşturmaktadır. Bugün biz bilimin yöntemi dediğimiz şeyden herhangi bir alanda “yeni bilgiler” elde etmemiz için izlememiz gereken usul ve uygulamaların bütününü anlamaktayız. Ancak Aristoteles mantığının bu anlamda bir özelliği yoktur esasen.
  • Yeniçağla beraber Aristoteles mantığına yönelik eleştirilerin (c)an?noktasını mantığın bir tekrar, bir totoloji olduğu, bize eşya hakkında yeni bir -yeni- bilgi vermediği, olsa olsa öncüllerde bulunan şeyi açığa çıkardığı hususu teşkil etmiştir.
  • Ancak Aristoteles düşünceyle varlık, mantık disiplini ile varlıkbilim arasında kurmak istediği ilişkiye paralel olarak, kıyasa (burhan) dayanan mantığını bir bilim yöntemi olarak ortaya atmaktaydı.
  • Kıyası Aristoteles yaratmıştır. O bir akıl yürütme, bir çıkarımdı. Aristoteles’in her türlü doğru ve geçerli akıl yürütme biçiminde ortak olarak var olduğunu düşündüğü yapıdır.
    • “Kıyas öyle bir sözdür ki onda bir şeyler konulduğunda bu konulan şeylerden başka bir şey zorunlu olarak çıkar”
  • O halde kıyas bileşik bir eylemdir, en az iki öncülden hareketle varılan sonuç önermesidir.
  • Bize eşya hakkında yeni bilgi veren kıyası iki bakımdan ele almak mümkündür: Formu (suret) ve maddesi bakımından.(ibni Haldun)
    • Formu bakımından incelemek, herhangi bir sonuca nasıl götürdüğü bakımından incelemektir.
    • Maddesi bakımından incelemek, arzu edilen belli bir sonuca nasıl götürdüğü bakımından incelemektir. Bu sonuç ya kesin, zorunlu, upuygun bilgidir veya farklı seviyelerde muhtemel, akla yakın görünen, kanılara dayanan (zannı) bilgidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s