Platon: Bilgi Felsefesi

iTunes / RSS

  • Bilginin veya bilimin olabilmesi için onun konusu olabilecek bir gerçeğin, değişmez, kalıcı bir gerçeğin yani varlığın olması gerektiği aşikardı.
  • Platon’un bilgi konusunda bilgi veren diyalogları Theaitetos, Menon, Phaidon, Şölen, Devlet, Sofist ve Devlet Adamı diyaloglarıdır.
  • Platon her şeyden önce rasyonalist bir filozoftur. Yani o bilginin yegâne kaynağının zihin olduğunu düşünür.
  1. Theaitetos diyaloğunda Theaitetos bilginin kaynağının algı ve duyum olduğunu söyleyecektir.
  2. Bu iddia duyularla elde edilen bilginin doğru veya yanlış olma durumunu ortaya koyacaktır. Bununla da kalmayacak bir deli ile akıllının duyumları arasındaki fark veya uyku ile uyanıklık arasındaki algı farkı da sorun olacaktır. Biz hangi duruma göre duyu yanılmalarını belirleyeceğiz? Herkesin duyusu kendisinin ölçütü olduğu bir durumda ortak konular üzerinde nasıl uzlaşabiliriz? Birine göre bilge birisi bir başkasına göre olmayabilir?

  1. Sıcak, soğuk, acı, tatlı gibi bilgilerde duyusal bilgi işe yaramakta görünse de adalet, dindarlık, özgürlük, gelecek ile ilgili şeyler gibi duyumlarla ilgili olmayan şeyler söz konusu olduğunda iş görmüyorlar gibi görünüyor.
  2. Platon’un bilginin duyumlara dayanmasına itirazının sebebi ise Protagoras’ın kaynağı olan Herakleitosçu varlık görüşüne itirazdır. Bu durumda esas alt edilmesi gereken kişi Herakleitos’tur. Herakleitos haklı değildir, dolayısıyla Protagoras da haklı değildir.
  3. Bilginin konusu var olan, devamlı ve kalıcı olan varlıktır. Bu varlık ise gerçek varlık olan idealardır ve idealar da ancak akılla kavranabilir.
  • Menon diyaloğunda insan ruhunun, akılsal ruhun ölümsüzlüğü ve tanrısallığı, bu ruhun bilgisinin ideaların bilgisi olduğu ve bilginin özü itibariyle ruhta saklı bulunan şeylerin bir hatırlama olduğu iddia edilecektir.
  1. İnsan bildiği bir şeyi bildiği için araştırmaz. Bilmediği bir şeyi ise neyi araştıracağını bilmediği için araştıramaz. Geriye kalan tek seçenek insanın aslında kısmen bildiği bir şeyi araştırmasının mümkün olduğudur.
  2. Yani insan aslında bildiği, ancak bunun farkında olmadığı bir şeyi araştırabilir ve bu da aslında insanın farkında olmadığı bilgiyi hatırlamasıdır.
  3. Ölümsüz olan insan ruhu (Pindoras gibi şairlerin söylemiyle Hades’te) idealar evreninde her şeyin bilgisine sahiptir ama bu dünyaya gelince unuttuğu veya bildiğinin farkında olmadığı bilgileri bir uyarıcı etkisiyle hatırlar. İnsanda öğrenme denilen şey de aslında hatırlamadır.
  4. Platon bu hatırlama deneyimini çağrışımla açıklar. Aşıklar, sevgililerinin bir eşyasını ya da onunla ilgili bir şey gördüklerinde sevgililerini hatırlarlar ama eşitlik böyle bir şey değildir. Bir tahta parçası başka bir tahta parçasına benzer veya eşit olabilir ancak biz benzer bir şeyi gördüğümüz için mi eşitlik hakkında bir fikre (kavrama) sahibiz yoksa eşitlik hakkında bir kavrama sahip olduğumuz için mi eşit şeyleri gördüğümüz zaman onların eşit olduklarını söyleriz? Platon’a göre içinde yaşadığımız dünyada gerçekten eşit olan hiçbir şey yoktur. Dolayısıyla eşitlik fikri bizim ampirik olarak ürettiğimiz bir kavram değildir. Tam tersine daha önce kendinde Eşiti, ideal eşitliği bildiğimiz için bütün bu şeylerin eksik de olsalar kendinde eşit gibi eşit olmak istediklerini söyleriz.

“O halde görmeye, işitmeye başlamadan ve başka duyularımızı kullanmadan önce bu kendinde eşitliğin ne olduğunu öğrenmiş olmamız gerekir. Duyulardan gelen eşitlikleri bu kendinde eşitliğe atfedebilmemiz ve bütün bu eşitliklerin kendinde eşitliğe yaklaşmaya çalıştıklarını fakat bunda başarı göstermediklerini fark etmemiz ancak böyle mümkün olacaktır. Biz dünyaya gelmeden önce bu bilgiyi kazandıksa, bu bilgi ile dünyaya geldikse o halde dünyaya gelmeden önce de dünyaya gelirken de yalnız eşitliği, büyüğü, küçüğü değil aynı tabiatta olan bütün şeyleri de biliyorduk çünkü burada söylediklerimiz eşitliği ilgilendiği gibi kendinde güzeli, kendinde iyiyi, doğruyu, kutsalı, tek kelime ile suallerimiz ve cevaplarımızda mutlağın mührü ile damgaladığımız bütün şeyleri de ilgilendirir.”

  1. Bu sayede Sokrates’in tezi de temellendirilmiş olur. O, insanlara kendisi bir şey bilmediği için öğretmediğini, sadece insanlarda var olan bilgileri açığa çıkardığını iddia ederdi. Aynı zamanda insanda var olan ahlaki erdemler de bu sayede kanıtlanmış olur. Ahlaki erdemler uzlaşıya dayanmıyor, insanların aklında olan gerçek birer karşılığa (idea) gelir.
  2. Burada Platon’un pek de yeni olmayan ruh göçü öğretisini bir efsane biçiminde değil de rasyonel-felsefi olarak ele almasına ve kanıtlamasına tanık oluyoruz.
  3. İnsanın bu bilgi kuramı ile deneyin ona veremeyeceği a priori birtakım bilgilere sahip olduğu, ölümsüz olan insan ruhunun idealar kuramı ile sıkı bir bağına şahit oluyoruz.
  • Phaidon diyaloğunda ruhun ve bedenle ilişkisine ve bedenin aslında ruhun bilgilerine olumsuz etkisinden bahseder Platon.
  1. Ölüm sayesinde insan ruhu bedenden kurtulur ve bağımsızlığa kavuruş.
  2. Beden insan ruhunun bilimi elde etmesine yardımcı olmaz, tam aksine türlü ihtiyacı ve eksikliği ile onu engeller. Duyulara güvenemeyen ruh içine kapanıp bedenle ilişkisini ne kadar keserse gerçeği o kadar iyi kavrar.
  3. Bilimin gerçek konusu olan yüksek ve değerli şeyleri de zaten duyular algılayamaz (iyilik, güzellik, adalet, sağlık)
  4. Platon bu diyalogda bilginin hatırlama olduğundan yeniden bahseder:

“Bütün insanlar iyice sorguya çekildikleri zaman bir şey hakkında doğruyu kendiliklerinden bulurlar. Eğer kendilerinde bu bilgi ve şaşmaz akıl olmamış olsaydı, bunu yapamazlardı”

  • Phaidon diyaloğunda platon o zamana değin doğa filozofları tarafından ileri sürülen mekanist açıklama modelini reddeder ve onun yerine erekbilimci açıklama modelini savunur.
  1. Sokrates hapiste idama beklerken kendisinin oradan çıkmamasını fiziksel sebeplerle değil yasalarla kendisine verilmiş idam cezasına uymayı tercih etmesi ile açıklar.
  2. Bununla da kalmaz bu ahlaki tercihin bütün doğa olayları için kullanılması gerektiğini söyler.
  3. Onun bu yöntemi Platon’a göre matematik yöntemin aynısıdır. Matematik yöntem ise temelde kanıtlanmamış bir ilkeden, yani postüladan hareket ederek ondan onun sonuçlarını veya içerdiği şeyleri çıkarmaktan ibarettir. Bu apaçık ve kanıtlanmaya ihtiyaç göstermeyen varsayım, idealar varsayımının da gerisinde bulunan iyi ideasının varsayımıdır.
  4. Bu yeni yöntemin ve bu yeni yönteme dayanacak yeni bilimin nasıl bir şey olduğunu hakkında asıl görüşünü Devlet diyalogunda ortaya koyar Platon. Bu diyalog, bu yeni yöntemin ideal amacının bilimin tümünü apaçık olan doğrulardan dedüktif bir şekilde türetmek olduğunu göstermeye çalışır. Bunun için de bölünmüş çizgi benzetmesi ile ortaya attığı kuramından bahseder.
  • Bölünmüş çizgi benzetmesi kısaca Platon’da varlıkların varlık derecelerine göre hiyerarşik bir şekilde sınıflandırılması, öte yandan bilgilerin de bilgi veya doğrulur derecelerine göre hiyerarşik bir biçimde sınıflandırılması anlamına gelir. Bu ilişkinin sebebi Platon’a göre bir şey ne kadar var ve gerçekse, onun bilgisi de o ölçüde doğrudur veya doğruluk içerir.
  1. Platon bizden eşit olmayan iki parçaya bölünmüş bir çizgiyi düşünmemizi ister. Bu iki parçadan daha kısa olanı görünen dünya, diğeri kavranan veya düşünülen dünyadır.
  2. İkinci çizgi yeniden ikiye bölünür ve kısa tarafı görünen dünyanın kopyaları veya yansıları, uzun bölümü canlı varlıklar, insan tarafından yapılmış şeyleri temsil eder.
  3. Kavranan dünya, duyusal olarak kavranmayan, ruhun gözü ile görülen şeyleri içine alır. Bu dünya da ikiye ayrılır. Bunlar ruh ve iyi ideasıdır.
  4. Varlık türlerini böylece sıralayalım. İlk varlık türü idealar. İkincisi ideaların görünen dünyadaki kopyaları ve üçüncüsü bu kopyaların kopyaları (resim, heykel, aynadaki-sudaki yansımaları)
  5. Platon sıraladığımız varlık türlerine, bilen ruhta dört bilme tarzını veya dört bilgi türünü tekabül ettirtir.
  6. Buna göre ilk iki varlık türüne ilişkin bilginin konusu akılsallar, akılla kavranan şeyler, son ikisi sanının konusudur. Bilen insan açısından bakarsak ilk ikisi saf akılsal bilme veya sezgi, son ikisi çıkarsama veya çıkarsamaya dayanan bilgi olarak adlandırılır.
  • Platon’un varlık ve bilgi türlerini saydığımız şekilde tasnifinden sonra bu varlık ve dolayısıyla bilgi türlerine ilişkin tasniften doğan dört türlü bilgi çeşidi karşımıza çıkacaktır. Bunlar:
  1. Tahmin, yanılgı, illüzyon (eikasia): Bu bilgi türünün konusu nesnelerin gölgeleri, yansımalarıdır. Bu bilgi türü bir bilgi değildir Platon’a göre. Çünkü bu tür bir bilginin bir konusu yoktur veya konusunun bir gerçekliği yoktur. Onun konusu sadece hayaldir.
  2. İnanç, inanma (pistis): Bu türün konusu duyusal, tikel nesnelerdir. Ancak Platon’un bu tür şeyleri gerçek varlıklar görmediği için onları konu alan duyusal, tikel algıları da bilgi olarak kabul etmez. Yine de ilk bilgi türü gibi tamamen değersiz bir bilgi de değildir bu bilgi. İdealar olmamış olsaydı, insanın sahip olabileceği tek bilgi türü bu olacaktı Platon’a göre. Platon duyusal bilginin varlığından şüphe etmez, problem onun kesinliği değil, onun sürekli değişmesi ve bilimin ihtiyaç duyduğu tümellik, değişmezlik, evrensellik ve zaman-dışılık standardını karşılamamış olmasıdır. Bu bilgi türü bugün bizim ampirik bilgi dediğimiz şeydir. Bu bilgi bilgidir ama standartları düşüktür Platon’a göre.
  1. Çıkarsamacı Bilgi (Dianoia): Akılsal bilgi alanındayız ama yine de yeterli doğruluk ve kesinlik içermez bu bilgi türü. Çünkü bu tür de duyusal unsurlara dayanır. Mesela tahtaya çizilen üçgen hakkında değil onun temsil ettiği tümel üçgen hakkında konuşulur. Tahtaya çizilen üçgen, ideal üçgenin bir illüstrasyonudur. Bu matematiksel bilgi koşullu, varsayımsal bilgi olduğu için Platon’un tercih edeceği ideal bilgi olmayacaktır.
  2. Saf Akılsal Bilgi, Sezgi (Noesis): Apaçık ilkelere dayanan, herhangi bir duyusal öğe içermeyen, hiçbir şekilde varsayımsal bir nitelik taşımayan, nesnesini doğrudan ve saf kavrayışla kavrayan bilgidir bu. Platon buna diyalektik diyecektir. Platon’a göre diyalektiğin matematikten farkı diyalektiğin ilke veya ilkelerinin mutlak olmasına karşılık matematiğin ilkelerinin koşullu olmasıdır, yoksa her ikisi de dedüktif bir çalışma yöntemine sahiptir. Bu şekliyle diyalektiğin Descartes’ın yönteminden de bir farkı olmadığını söyleyebiliriz yine.
  • Platon’un gerçek bilginin sezgisel bilgi olduğu yönündeki görüşü onun kendisinde sonra gelecek Yeni-Platoncu felsefede ve İslam felsefesinde en yüksek varlığın, ilkenin, tözün bilgisiyle ilgili olarak mistik bilgi kuramını savunan bir filozof olarak yorumlanmasında tereddüt edilmemiş, hatta metafizik ve ahlak öğretilerinde bu tür bir bilgi anlayışına uygun bir varlık ve ahlak felsefesi geliştirmişlerdir. Tanrıyı evrenin tözü, evrenin tanrının bir süduru olarak panteist bir varlık felsefesi, ahlak felsefesi ise insan için en büyük mutluluğu bu ilkeye kavuşmak, onunla birleşmekte gören bir ahlak felsefesi kurulmuştur. Yine Platon bu mistik yanı nedeniyle “Tanrısal Platon” olarak bilinecektir Hristiyan ve Müslüman felsefesinde.
  • Şölen veya Sempozyum’da Sokrates aşkı bir mitle anlatırken aslında onun ruhun kurtuluşu yaptığı yolculuğunun, içinde yaşadığımız duyusal-zamansal dünyadan ebedilik dünyasına, ölümsüzlük dünyasına, yükselişinin hikayesi olduğu görülüyor. Mite göre aşk ne mükemmel bir tanrı ne de mutluluğa ulaşma imkanı olmayan bir ölümlüdür. Bu ikisi arasında bir şeydir. Aşkın annesi yoksulluk, babası bolluktur. Aşkın ne olduğunu anlamak istiyorsak sevilene değil sevene bakmamız gereklidir. Sevilen kusursuz, seven ise kusurlu ve eksiktir. Bundan dolayı seven sevilene ulaşmak, yoksunluklarından kurtulmak ister. Sevilen şey iyi, güzel, mükemmel bir şey olduğu için de “sevgi en genel anlamda iyi olanı, güzel olanı aramak ve böylece mutlu olmak arzusu” olarak tanımlanır Platon’da. Üç hayat öğretisindeki gibi kimi bu aşkı bir bedende, kimi alışverişte, kimi ise bilgide arar. Üçünün ortak yanı da iyi olan bir şeyin arzulanmasıdır. Sokrates’e göre bizim en iyi ve üstün şeyleri arzulamayanlara aşık dememizi gerektiren husus dilbilim ile ilgilidir. Sanatçının bir eser yapması ile müteahhidin bir bina yapmasını aynı kelime ile ifade etmemiz gibi bir durum söz konusudur. Platon’a göre en yüce aşk bilgelik sevgisi veya aşkıdır ve bu aşamaya yükselebilecek olan kişi de bu arzuya ve sevgiye sahip olan kişi, yani filozoftur.
  • Bilimdeki güzellik ve onun bilinmesi de ruhun yukarı doğru yükselişinin son durağı değildir. Bu yükselişin bir en son noktası ve bu en son noktasında onun yaşayacağı bir nihai zevk ve mutluluk vardır. Bu noktaya ulaştığında peşinde olduğu eşsiz güzellik gözleri önüne serilecek ve o bu güzelliği birdenbire keşfedecektir.

“İnsanın salt güzellikle karşı karşıya geldiği an yok mu? Sevgili Sokrates, işte yalnız o an için insan hayatı yaşanmaya değer”

  • Platon’un devlet diyalogunda bilimde deneysel hiçbir veri içermeyen, tamamen akılsak kavramlara ve onlar arasındaki dedüktif çıkarımlara dayanan disiplinleri bilim olarak kabul ettiğini görüyoruz. Bu bilimler aritmetik, geometri, astronomi, müzik ve bunların üstünde olan diyalektiktir.
  • Platon’un bilgi kuramı ile ilgili olarak üzerinde ısrar etmemiz gereken şey, tümellerin tikellerden ayrı ve onlardan bağımsız bir varlığa sahip olup olmadıkları hususu olmamalı, onların bilimin konusunu teşkil edebilecek tümellik ve değişmezlik özelliklerine sahip nesnel bir varlığa sahip şeyler olduğu öğretisi olmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s