Küçük Sokratesçi Okullar

Platon ve Aristoteles’ten azade Sokrates’in yakın çevresinden olup kendilerini Sokrates’in dostları olarak adlandıran başka bazı düşünürler vardır ki, bunlar felsefe tarihçileri tarafından Küçük Sokratesçiler ve onların kurdukları okullar Küçük Sokratesçi Okullar olarak nitelendirilirler. Bu okullar Euklides’in Megara Okulu, en meşhur öğrencisi Sinop’lu Diogenes olduğu Antisthenes’in Kinik okulu ve Aristippos’un Kirene Okuludur.

EUKLİDES VE MEGARA OKULU

  • Okulun kurucusu Megaralı Euklides’tir.
  • Sokrates’in duruşması ve ölümünde hazır bulunmuştur. Sokrates’in öldürülmesinden sonra öğrencileri de benzer kaderi yaşamamak için Atina’dan kaçacak ve Euklides bu öğrencileri memleketinde misafir edecektir.
  • Sokrates’ten çok genç olmayan Euklides’in Megara’da kurduğu okul İÖ.4.yy.ın sonuna kadar varlığını sürdürmüştür.
  • Euklides’in öğretisinin temelini Elealılardan aldığı Parmenides’in Varlık’ını Sokrates’ten öğrendiği İyilik’le özdeş kılması oluşturmaktadır.
  • Euklides’in bu görüşünün vardığı sonuç, Parmenides gibi her türlü çokluğun, oluş ve yok oluşun, hareketin gerçekliğinin inkârı olmuştur ve dolayısıyla onun bu özdeşleştirmesi bizde ne bir ahlakın yaratılması ne de kuramsal bilgimizin zenginleştirilmesi konusunda verimli bir hareket noktasına götürebilmiştir.
  • Oluş ve hareketi ret ederken Zenonvari bir takım paradokslar kullanmayı sürdürmüşlerdir ama okul Stiplon isimli son temsilcisi ile son bulur. Stiplon’un öğrencisi Kıbrıslı Zenon ise Stoacılar okulunu kuracaktır. Böylece bir Zenon’la başlayıp başka bir Zenon’la biten bir gelenek var olmuş olur.

ANTİSTHENES VE KİNİK OKULU

  • Sokrates’te bilgi erdem olduğu kadar eylemi belirleyici bir unsudur. (theroia – praksis) Bilginin değeri de eyleme kılavuzluk etmesidir. Bu anlayış iki felsefe okulunu kuran temel düşünce olacaktır. Bunlar Kinik ve Kirene okullarıdır. Bu ekole bağlı okullar kuramsal bilgiye ilgisizlik gösterip felsefeyi bir yaşam sanatına dönüştüreceklerdir.
  • Okulun kurucusu Sokrates’in öğrencisi Antisthenes olacaksa da okula ün kazandıran filozof Sinop’lu Diogenes olacaktır.
  • Okula ismini veren Kinik kelimesi bu okulun mensuplarının seçmiş oldukları hayat tarzından ileri gelmiştir. Özellikle Diogenes tarafından önerilen ve pratiğe geçirilen bu hayat tarzı, uygarlık ve kültüre düşman olan ve adeta hayvanların doğal hayat tarzının taklit edilmesiyle gerçekleştirilmeye çalışılan “köpeksi” bir hayat tarzıdır.
  • Aristoteles’e göre Antisthenes Yunan dünyasının ilk bilinçli nominalisttir. Ona atfedilen meşhur vecize şöyledir: “Bir at görüyorum ama atı görmüyorum.”
  • Tümellerin varlığını reddeden Antisthenes’e göre var olan şeyler ancak tikel şeylerdir ve kavramlar (tümeller) hiçbir şeye karşılık olmayan zihinsel şeylerdir. Doğal olarak tikel varlıklar hakkında hiçbir genel ifadede bulunamayacağımızı, onları sadece birbirleriyle karşılaştırabileceğimiz sonucuna ulaşırız. Aristoteles Metafizik’ten aktarır.

Antisthenes’in taraftarları özü tanımlamanın mümkün olmadığını, çünkü böylece yapılan tanımın aslında boş bir söz olduğunu, bir şeyin sadece ne tür bir şey olduğunu söylemenin mümkün olduğunu ileri sürüyorlar. Böylece örneğin onlara göre gümüşün ne olduğunu değil, sadece kalaya benzer olduğunu söylemek mümkündür.

  • Bu alıntıdan da çıkarılabileceği gibi bir şeyin ne olduğunu söylerken ancak onu anlatabiliriz. Yani A, A’dır. A’nın ne olduğunu söylerken B diyemeyiz. Yani her tanım aslında bir totolojidir sonucuna varıyoruz.
  1. Birbirine zıt şeyler söylemek imkansızdır
  2. Hiçbir şey yanlış değildir. Çünkü özne ile ilgili olarak onun kendi tanımından başka bir şey beyan edilemez. Yanlış, ne ile ilgili olmayan başka düşüncedir.
  • Antisthenes Elealıların düşüncelerini paylaşır. Onlara göre varlık hakkında onun var olduğundan başka hiçbir şey söylemek mümkün değildi. Onun adcılığının temelleri inkar edişinin, bir şeyin ancak kendisi hakkında tasdik edilebileceği görüşünün ve sadece özdeşlik önermelerini kabul edişinin birbirleriyle bağlantılı olduğu ve onların tümünün de Parmenidesçi varlık öğretisini ve bilgi anlayışı benimsemesinden kaynaklanıyor.
  • Bu okulun ahlak öğretisi birçok noktasıyla Sokrates’in açtığı yoldan ilerliyorsa da çeşitli farklılıklar vardır.
  1. Her şeyden önce onlar Sokrates’i bizim anladığımız gibi anlamıyorlardı.
  2. Sokrates bilgiyi erdemin bir zorunlu koşulu olarak öne sürüyordu ama Kinikler aynı fikirde değildirler. Onlara göre erdemlilik bilgi değil, salt pratiktir.
  3. Onlar da insanın amacının mutluluk olduğunu düşünürler ama tam anlamıyla haz düşmanıdırlar. Sokrates insan hayatının uyumuna aykırı düşmediği sürece hazza karşı olmadığını, hazda ölçülülüğü tavsiye ettiğini görmüştük. Kinikler ise hazzı en büyük kötülük olarak görmüşler ve Antisthenes, hazdan delilikten korktuğundan daha fazla korktuğunu bildirmiştir. Çünkü haz insanı köle yapar.
  4. Kiniklerin en önem verdikleri şey özgürlüktür; gerek iç arzulardan, gerek dış dünyadan bağımsızlık, kendi kendine yetmedir. Özgür birey kendisi dışında hiçbir şeye önem vermez. Antisthenes bireye güvenlik sağladığı için devlete belirli ölçüde izin veriyorsa da Diogenes devleti bile reddeder.
  5. Bu tutum Kinikleri kültür ve uygarlık düşmanlığına götürmüş özellikle Diogenes uygarlığın bütün kurumları gereksiz ve aptalca şeyler olarak nitelendirmesine paralel olarak insanın insan olarak gerçekleştirdiği bütün kültürel birikimini reddedip, insanlığın ilk haline, doğal diye düşündüğü haline dönüş çağrısında bulunmaktadır. Ona göre insanın yapması gereken şey, kelimenin gerçek anlamıyla “köpeksi” yaşamaktır. Nitekim o hayatını böyle hayvan gibi yaşamıştır. Çıplak zeminde yatmış, bulduğu her şeyi yemiş, bir çocuğun eliyle su içtiğini görünce bardağını bir tarafa fırlatmış, herkesin gözü önünde doğal isteklerini veya ihtiyaçlarını yerine getirmekten çekinmemiştir.
  6. Kybele mabedinin avlusunda bir fıçı içinde yaşadığını, İskender’in Korint’e gelip de kendisiyle karşılaştığında ona kim olduğunu sormuş, o da “Ben, köpek Diogenes’im” diye yanıt vermiş. Kendisinden ne dilediğini sorduğunda ise “Gölge etme, başka ihsan istemem” diye yanıtlamıştır. İskender “Eğer İskender olmasaydım, Diogenes olmak isterdim” iltifatına da “Ben de eğer Diogenes olmasaydım, İskender olmak isterdim” yanıtını vermeyecektir.

ARİSTİPPOS VE KİRENE OKULU

  • Şöhretini duyduğu Sokrates’le tanışmak için oldukça genç yaşta Atina’ya gelmiş, onun ölümünden sonra da Atina’yı terk ederek bir gezgin hayatı sürmüştür Aristippos.
  • O Sokrates’in öğrencisi olduğu kadar Protagoras’ın da öğrencisidir ve felsefesini oluşturmada Protagoras da çok etkili olacaktır.
  • O ahlakla ilgili olmayan hiçbir şeyle ilgilenmemiş ve yalnızca doğru ve iyi bir hayatın nasıl olması gerektiği konusuyla meşgul olmuştur.
  • Onun ahlaka ilişkin hareket noktası, Herakleitos ve sofistlerle birlikte her şeyin sürekli bir oluş ve değişme içinde olduğu gözlemi oluşturur. Her şeyin oluş içerisinde olduğu bir varlık anlayışında insan vücudu da bundan nasibini alacak, insan vücüdunda meydana gelen bu değişmeler içinde yumuşak ve sert olan sert değişmeler şeklinde ayrılacaktır. Yumuşak değişmeler bizde haz, sert değişmeler ise acı verecektir. Eğer bu değişmeler yoksa bizde herhangi bir his yoktur. İşte bütün eylemlerimizin amacı mümkün olduğu kadar yumuşak hareketlere ve dolayısıyla hazza ulaşmak olmalıdır.
  • Bu bakış açısı onu felsefe tarihinde mutluluğu, en yüksek iyiyi haz (hedon) ile eş gören ilk filozof (hedonist) yapacaktır. (Sokrates’in hazza karşı olmadığını belirtmiştik ama ondaki en yüksek iyi haz değil, mutluluk ve erdemdi.) Bu haz bireysel, ansal ve araçsız hazdır. Hazlar arsında da fark yoktur; kaynağı ne olursa olsun haz hazdır ve tüm hazlar aynı değerdedir. Bir hazzı diğerinden ayırmanın tek yöntemi hazzın niceliğidir; daha çok haz, daha az haz.
  • Hazlar yeme içme, cinsel ilişkide aranmalıdır. Bunlar şiddet bakımından ruhsal tatminden, müzikten veya felsefeden daha fazla haz verirler. Ruhsal hazlar artık bedensel hazlar mümkün olmadığında (mesela yaşlılıkta) gerçek hazları telafi etmek için var olabilirler.
  • Aristippos’un hazzı duyusal hazza indirgemesi ve hazların kaynağı arasında bir ayrım yapmaması, hazları meşru olan ve meşru olmayan hazlar arasında her türlü ayrımı ortadan kaldırmasıyla tamamen öznelci, bencil bir ahlaka yönlendirir. Burada onun geç dönem sofistlerinden Kallikles ve Thrasymakhos’a yaklaştığını ve onlardan etkilendiğini görüyoruz.
  • Onun için bilgi iyidir, o insanı önyargılardan, dinsel boş inançlardan, gereksiz korkulardan kurtarır ve ona hayatın nimetlerinden akıllıca bir şekilde yararlanmasını öğretir. Bilgi insanın çevresine ve ilişkilerin hakim olmasını, akıllıca hesap yapıp kendisine haz verecek eylemler yapmasını sağlar.
  • Hazcılık bazı okul mensuplarını kiniklere benzer bir hayat tarzı, ahlakı geliştirmesine neden olacaktır ve hazcılık sonuçta kendi kendisini inkar ederek bu hayattan kaçmayı, intihar etmenin doğru bir şey olduğunu öğütleyecektir. Nitekim öğrencilerine intiharı öğütleyen Hegesias’a, Mısır hükümdarı tarafından ders vermesi yasaklanacaktır.
  • Haz en yüksek iyidir, ancak insanların çoğunun yoksulluk, hastalık, hayatın çeşitli meşakkatleri yüzünden ona erişmesi ve mutlu olması imkansızdır. Şimdi eğer haz hayatın gayesi ise ve eğer sözü edilen nedenlerden ötürü ona ulaşmak insanların çoğu için mümkün değilse, onların önünde bulunan tek makul seçenek intihar etmeleri, yani bu acılı hayatı sona erdirmeleridir.
  • Hazcılığın macerası burada bitmeyecek, daha sonra Epikuros, Jeremy Bentham, David Hume ve Stuart Mill gibi filozoflar savunulabilir bir ahlak görüşü olarak hazcılığa yeniden değer kazandırmak konusunda çalışacaklardır.

Küçük Sokratesçi Okullar” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s