Empedokles

iTunes / RSS

  • “Bir tek bilge kişi bulamıyorum” diyen birine “Pek tabii, bilgeyi arayan önce kendisi bilge olmalıdır” diyen Empedokles İÖ 490-430 civarında bugün Sicilya olarak bilinen yerde yaşamıştır.
  • Empedokles Grek kültür tarihinin en ilginç karakterlerinden biridir. Özde asla uyuşmayan, özenle ölçüp biçen akılla hemen hemen hiç uyuşmaz gibi görünen çelişkilere sahip ama yine de bir bütün oluşturan, bir yandan önemli, hatta dahice, öte yandansa bir geçiş dönemi olan çağının özelliklerini taşıyan bir kişilik. Bir yandan modern ölçütlere göre bile doğa bilimci bir diğer yandan da kendini kahin edasıyla sunan bir mistik. Yazmış olduğu iki kitabından “Arınmalar”da kendisini bir tanrı gibi takdim etmektedir. Kendisini bir kâhin, peygamber, şifacı gibi de görür. Hastalık ve yaşlılığı ortadan kaldıran iksirleri bildiğini bildirir. Öğrencisi Gorgias onun büyü pratikleriyle de ilgilendiğini bildirir.
  • Özellikle 6.yy’dan itibaren mistizmle harmanlanmış Grek felsefesinin Sicilya’da kendine yer bulmaya başladığı ve bu akımın itibar gördüğü düşünülünce böyle bir şahsiyetle karşılaşmak şaşırtıcı olmasa gerek. Empedokles ise hem felsefenin beraberinde gelen bilimin hem de altın çağını yaşayan mistizmin birleşiminin iyi bir temsilcisidir. Kendisinin tragedyalar, politika ve tıpla ilgili yazılar yazdığını bilinmektedir ama bunların hiçbiri elimizde yok. Elimizde “Doğa üzerine” ve “Arınmalar” isimli iki eserinin çeşitli kısımları olup bu iki eserin de yine onun bu çift yönlülüğünü iyi özetler niteliğindedir.

  • Veba salgınını şehrin çevresindeki bataklıkları kurutmak suretiyle sonlandırmış, şehri kuzeyden çevreleyen kayaları kırdırarak kentin rüzgâr almasını sağlamış ve havasını düzeltmiştir. Fizik teorilerini destekleyecek testler yapmış, İtalya tıp okulunu kurmuştur. Bu okul tıp eğitimi ile sınırlı kalmamış, sonraki bilim-felsefe gelişmelerinde etkili olmuştur.
  • Kentin nüfuslu ailelerinden birinin mensubudur ve muteber biridir. Kendisine tiranlık (krallık) sunulmasına rağmen demokratik tavrından dolayı bunu reddetmiş ve bütün servetini öncülük ettiği parti (halk partisi) ve demokrasi yolunda harcayacaktır. Uzun süre politik başarılar göstermiş, huzur ve eşitlik ortamı yarattıysa da hayatının ilerleyen dönemlerinde politik çekişmeler yeniden ortaya çıkmış ve yaşadığı yeri terk etmek zorunda kalmıştır. Nasıl öldüğü de yine bir efsane ile bilinir. Kimisi ruhlar alemine göçtüğünü söylerken kimileri de Etna yanardağına atlayarak intihar ettiği söylentisini yaymıştır.
  • Metafiziğinde Parmenides’in metafiziğini bütünüyle kabul eder. Yani varlık ezeli-ebedi, değişmez, süreklidir. Yine varlık yok olamaz, yoktan var olamaz diyecektir.

“Daha önce var olmayan bir şeyin varlığa geldiğini veya herhangi bir şeyin yok olabileceği ve tamamen ortadan kalkabileceğini düşünenler, delidirler; çünkü var olmayan şeyden herhangi bir şeyin doğması kesinlikle mümkün değildir ve var olan şeyin ortadan kalkması gerektiği de imkânsız ve duyulmamış bir şeydir; çünkü o nereye konulursa konsun, orada var olacaktır.”

  • Yine Parmenides gibi boşluğu da reddedecektir.
  • Yalnız eğer varlığa gelme, zaten var olan şeylerin birleşmesi, varlıktan kesilme ise bu şeylerin birbirlerinden ayrılması olarak tasarlanırsa varlığa gelme ve ortadan kalkma mümkündür. Yani göreli oluş vardır. Bunun sebebi de varlık tek bir şeyden oluşmuyor, bir den çok varlık vardır.

“Ölümlü olan hiçbir şeyin ne varlığa gelmesi ne de her şeyi alıp götüren ölümle son bulması ardır. Var olan sadece unsurların bir araya gelmesi ve birbirlerine karıştıktan sonra ayrılmasıdır. Ölüm işte şeylerin bu ritminin bir anına insanlar tarafından verilen bir addan ibarettir. Bu unsurlar bir insan, bir hayan, bitki biçiminde birbirlerine karıştıklarında insanlar bir doğuşun ortaya çıktığını söylerler. Unsurlar birbirlerinden ayrıldıklarındaysa insanlar bunu acıklı ölüm kelimesiyle açıklarlar. Ancak bu doğru bir adlandırma değildir. “

“Önce her şeyin dört kökünü öğren: Parlayan Zeus (Ateş), hayat veren Hera (Hava), Hades (Toprak) ve gözyaşlarıyla ölümlü insanlar için hayat kaynaklarını besleyen Nestis (Su).”

  • Bu dört unsura tanrı gibi tapılmıyor yahut kurbanlar adanmıyordu ama bunların tanrılarla benzerlikleri olan ölümsüzlüklerinden yararlanılıyor diye yorumlayabiliriz.
  • “Nasıl ki ressamlar tapınaklara adak olarak adanacak resimleri yaparken ellerine çeşitli boyaları alır ve onları uygun oranlarda birbirlerine karıştırarak yeni renkler yapıp resimleri yapıyorsa, doğadaki dört unsur da farklı oranlarda karışıp her şeyi meydana getirir” diyecektir.
  • Burada Empedokles’in yaptığı şey basitçe Anaksimandros’ un zıt niteliklerini almak ve onları Parmenides’çi anlamda varlıklara dönüştürmek diye yorumlanabilir. (Sıcak-Soğuk-Kuru-Nemli)
  • Bu dört unsurlu fizik anlayışı bilim tarihinde 18.yy. sonuna kadar varlığını sürdürecektir.
  • Bu dört elemente ilaveden Sevgi ve Nefret kuvvetleri bu elementlerin durumunu belirleyici olacaktır. Sevgi elementleri birleştirip yeni varlıklar oluştururken Nefret onları ayırıp çözer. Bunların hükümleri de sırasıyla var olur. Sevgi ve Nefret de maddi şeylerdir. (Platon’a gelinceye maddi olmayan şey kavramı Yunan’da yoktur. Bununla birlikte yine Sevgi insandaki şehvet, sevgi benzeri bir şeydir. Bu sevgi ve nefret kuvvetlerine bir de benzerlerin benzerleri çekmesi ilkesi eklenir. (Bu biraz daha doğal bir fenomen gibi iş görüyor burada) Evrenin ilk hali olan sevgi ve elementlerin iç içe olduğu durumdan (Sphairos) nefretin araya girip bunları ayırmasının nedeni ise belirsizdir. Evrenin oluşu sürekli bu iki kuvvetten birinin diğerini alt etmesi ve sürecin yeniden başa sarması şeklindedir. Bu iki öğe Perslerdeki zerdüştlük (manilik) inancına benzetilebilir. (Onun sistemindeki bu öğeler tanrı değil, insanların tanrı dediği şeyler de doğa güçleridir)
  • Böylece o fiziksel-kimyasal öğe (element) kavramını bulmuştur. Hatta dört element öğretisi 22 yy boyunca tartışmasız geçerliliğini korumuştur.
  • Dört unsurun ilişkisine uygun dünya merkezli kozmolojisinin yanında canlıların ortaya çıkışı (zoogoni) çok özgündür ve çoğu zaman garip de olsa şaşırtıcı derecede pervasız görüşler içerir. Erekbilimsel doğa bilimine rastlanmayan bu görüşlerde çokça rastlantı çoğu zaman belirleyici bir rol oynamaktadır. Ona göre önce canlıların uzuvları (boyunsuz başlar, omuzsuz kollar ve alınsız gözler) rastgele ortaya çıkıyor, sonra bunlar mümkün olan tüm şekillerde birleşiyor (insan başlı öküzler, çift yüzlü, çift göğüslü varlıklar) ve kendilerini devam ettirme kabiliyeti olanlar üreyerek soylarını devam ettiriyor. Anaksimandros’un görüşlerinin tesiri altında kaldığını söylemek çok yanlış olmayacaktır. (Aristoteles burada gereğinden fazla rastlantıya yer verilmiştir diyerek buna itiraz edecektir.) (Aristoteles’in teleolojik doğa anlayışı da buna itirazı gerektirecektir. Canlı doğada organizmada organlar işlevleri değil, işlevler organları açıklar. Yani göz görmeyi değil, görme gözü açıklar)
  • Yine bu dört unsur anlayışı duyulara da tatbik edilir. Mesela göz ateş ve havadan oluşur ve nasıl ki bir fener etrafını aydınlatırsa göz de içindeki ışık sayesinde etrafını aydınlatır.
  • Yine bu anlayışı göre unsurların karışımının en mükemmel olduğu organ kalptir ve kalp en yüksek türden ruhsal işlevlerin merkezi olmaya en uygun organdır. Bu dönemde henüz akıl ve ruh arasında ilkesel bir ayrılık yoktur ve ruhun yeri kanın bileşimindedir.

“Kalbin kanı, düşüncedir”

  • Empedokles daha sonra Demokritos’ta göreceğimiz anlamıyla bir materyalist değildir. O, ondan önceki Yunan filozofları gibi Hilozoisttir. Mesela bitkiler de arzular düşünür.

“Her şey düşünür, haz duyar ve acı çeker”

(Canlı varlıkların öldürülmemesi gerektiğini savunup kendisi de vejetaryen bir diyet uygular.)

“Artık bir son vermeyecek misiniz bu iğrenç cinayetlere? Hissetmiyor musunuz birbirinizi parçaladığını gözü kapalı, karanlıklar içinde?”

  • Pythagorasçıların etkisi altındadır ve ruh göçüne inanır, hayvan eti yemez ve kendisini insanlar arasında gezen bir tanrıya benzetir. Bu Arınmalar isimli şiirini ile Doğa üstüne adlı şiiri arasındaki farklılık ve uzlaşmaz bir seviyededir. Hangisinin önce yazıldığı ise bilinmemektedir.
  • Empedokles kendisinden sonra gelen filozoflar Aristoteles, Lucretius, Epikuros ve Nietzsche’yi etkilemiştir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s