Varlık Felsefesi

iTunes / RSS

  • Metafizik, felsefenin varlığı konu edinen bölümüdür. Günümüzde metafizik ile ontoloji arasında bir ayrım yapılmaz. Metafizik, İlk çağ ve orta çağ boyunca en temel ve ilk felsefe olarak incelenmiştir.
  • Metafizik ve ontoloji kelimelerinin ortaya çıkışlarına bakalım kısaca:
  1. Aristoteles görünen dünyadaki maddelerin bilimine “fizik” (phusika) adını verecek buna “ikinci felsefe” diyecektir. Duyularla kavramaktan uzak olan, akıl yoluyla kavranan varlığı üzerine araştırmaların yapılacağı bilim olan ontoloji de (Yunanca “to on” (var olan) ve “logos” (akılla söylenen söz)) kelimelerinin birleşiminden meydana gelecek ve ontoloji ilk felsefe olarak nitelenecektir.
  2. Takip eden yıllarda öğrencisi Rodoslu Andronikos’un bu ilk felsefe notlarını tasnif ederken kitaba meta-fizik (fizik sonrası, ötesi) (meta ta phusika) anlamına gelen başlığı atacak ve bu alan bazen teolojinin de konularıyla uğraşacak olan bilim dalının ismi olacaktır.

  • Metafizik en genel biçiminde varlığı, var olanı, varlık olmak bakımından inceler. Bu, bir nesnenin tüm öteki niteliklerini bir kenara koyup, yalnızca biricik bir niteliğini, yani varlık niteliğini inceleme olarak da anlaşılabilir.
  1. “Varlık nedir?” sorusu felsefi araştırmanın başlangıcında yer alır. Burada yine karşımızı mitos çıkacaktır. Geçen programda kısaca bahsettiğimiz mitler bu en önemli soruya cevaplar getirmeye çalışmıştır.
  2. Bu araştırmayı yapan ilk filozof ise Thales olacaktır. Thales, ilkçağ felsefe tarihinde daha ayrıntılı olarak göreceğimiz üzere, her şeyin “su”dan oluştuğunu söyleyecektir. Burada “su”dan kasıt Yunan mitolojisinden bildiğimiz okyanus, oceon olsa da bunu felsefe yapan şey Thales ’in mitolojik bir tasavvuru alıp felsefi bir bağlamda, insani tecrübe ve akıl temelinde yeniden yapılandırılması, onu varlığa ilişkin rasyonel bir araştırmanın konusu haline getirmesidir.
  • Metafiziğin doğru anlaşılması için konularının iyi ayırt edilmesi lazım. Aristoteles’in Metafizik adlı eseri incelendiğin metafiziğin üç temel konusu olduğu anlaşılacaktır. Bunlar;
  1. Varlığı varlık olmak bakımından incelenmesinin bilimidir ve var olana ilişkin rasyonel araştırmadır. (Ontoloji)
  2. Burada metafiziksel araştırma çoğu zaman “var olmak için kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyaç duymayan varlık” olarak tanımlanan töz kavramı üzerinden yürütülür.
  3. İlk nedenin veya ilahi olanın bilimidir. (Teoloji) (18.yy.dan sonra metafiziğin alt dalı değil, kendi başına bir alan olarak varlığını sürdürecektir.)
  4. Bütün araştırmaların temelinde bulunan ilkelere ilişkin bir inceleme ve soruşturmadan meydana gelir.
  5. Bu tasnif 18.yy.’a kadar kullanılmaya devam edecektir.

 

METAFİZİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ

  • Sokrates öncesi doğa filozoflarıyla başlayıp 18.yy. modern bilim devrimine kadar gelecek olan süreçte Klasik Töz Metafiziği karşımıza çıkacaktır. Buna göre metafiziksel açıdan realist bir perspektif hakimdir. Yani zihinden bağımsız bir dış gerçekliğin var olduğu kabul edilerek felsefe yapılmıştır. Klasik töz metafiziğinde bir tözler çokluğu anlayışı hakimdir. Yani her maddenin ayrı bir tözü vardır. Burada kısaca bir ilkçağ felsefesinden bahsedelim. Sokrates öncesi doğa filozofları felsefeleri bütünüyle varlık felsefesinden oluşur. Onlar ilk nedenleri bulmaya çalıştılar. Onların felsefesinin kapsadığı konular daha sonra farklı disiplinler ve bilimler tarafından incelenmiştir.
  • Klasik Töz Metafiziğinin aksine Modern Töz Metafiziğinde klasik çok tözcü yaklaşımın aksine ya tek tözlü ya da iki tözlü metafizik anlayışları hâkim olmuştur. Bunlar;
  1. Materyalizm: Buna göre, evrende var olan yegâne gerçekliğin madde olduğunu, madde ve maddenin değişimleri dışında hiçbir şeyin var olmadığını savunur. Materyalizme göre yaşam da oldukça karmaşık fiziksel ve kimyasal süreçlerden başka bir şey değildir. “Zihin” ve “düşünme” materyalizm açısından beynin bir faaliyetinden ibarettir. Dumanın ateşle ilişkisi neyse düşünmemenin de beyinle ilişkisi odur. Bu düşünceye göre evren kapalı bir sistemdir ve olup biter her şey kendisini doğuran fiziksel neden tarafından belirlenmiştir. Bu evrenin determinist olduğu savıdır.
  2. İdealizm: Kökleri Platon’a kadar geri giden idealizm evrende şaşmaz bir düzen bulunduğunu öne sürer; bununla da kalmayıp bu düzenin zihnin eseri olduğunu savunur. Çünkü idealist anlayışta madde kendi başına düzen kazanamaz. Burada karşımıza iki filozof çıkacaktır.
  3. Berkeley: Gerçekte var olanın zihin ya da ruh olduğunu söyler ve “var olmak algılanmaktır” diyerek, maddenin varoluşunu zihnin varoluşuna indirger.
  4. Hegel: Nesnel idealizmin en önemli temsilcisidir. Hegel’de gerçekten var olan zihin, onun Geist adını verdiği, evrensel bir zihin ya da akıldır. Yani akıl, insana beşerî özneye yüklenen bir nitelik ya da yetenek değil, bir bütün olarak gerçeklik, gerçekliğin toplamıdır.
  5. Dualizm: İdealizm veya materyalizmdeki monist kuramın aksine dünyada tek bir tözün değil de ayrı iki tözün var olduğunu öne sürer. Birbirlerine indirgenemedikleri gibi birbirlerinden türetilemeyen bu iki töz de sırasıyla madde ve zihindir. Buna göre insan biri beden, diğeri de zihin ya da ruh olmak üzere iki tözden meydana gelen bileşik bir varlıktır. Bu ikiliği bütün iradi edim ya da hareketlerde kolaylıkla görebiliriz. Önce bir düşünce ya da niyet (kolumu kaldırma düşüncesi) gelir, sonra bir vücut hareketi (kolumun emre boyun eğmesi) onu izler. Bu çok basit bir örnek olsa da anlattığı durum hiç de basit değildir. Dualizmin en büyük sorunu beden ve ruh arasındaki ilişkiyi tam ve tatmin edici şekilde açıklayamamasıdır. Bunun sebebi biri diğerine indirgenemeyen iki tözün nasıl bir ilişki içinde olabilmeleridir. Yer kaplayan şey (beden) nasıl olur da yer kaplamayan zihnin kontörlünde olabilir?
  • Süreç Metafiziği: Burada doğanın sürekli olarak değişen olay dizilerinden meydana geldiğini, gerçekliğin temelinde, tözün değil de sürecin yani belli bir doğrultusu olan bir değişmenin bulunduğunu sürülür.
  • Varoluş Felsefesi: Bu varlık görüşünde insanın tanımı, varlıktan değil, bizzat insandan çıkılarak yapılır ve çok daha önemlisi, varlık “kendi kendisini tanımlayan insan”a göre tanımlanan bir şey olarak görülür. Başka şekilde söylemek gerekirse bu felsefede varlık, varlığı ele alan, varlık sorusunu sorabilen yegâne varlık olarak insandan hareketle ortaya konur. Kendini gerçekleştirmeye çalışan bu insana egzistans (varoluş) adı verili ve varlık, egzistansın kendini gerçekleştirme ortamı olarak ikinci kılınır.
  1. Heideger: Varlık, sadece ve sadece insan varlığı olduğu sürece vardır veya anlaşılabilir; başka bir deyişle, varlık, insanın ona ilişkin doğru bir kavrayışına ihtiyaç duyar.
  2. Sartre: Varoluş öncelikle insan varoluşudur. Şeyler elbette vardır ama onlar varoluşa sahip değillerdir. İnsan bilinciyle varlığını varoluşa taşır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s